İsmail Türkel

Kulun kulda aradığı, Mevla'nın kulda sakladığıdır. Aradığınızı bulabildiniz mi?

Herşeyden Önce Futbolcuların Utanması Lazım!

Mesele kupadan elenmek değil. Mesele nasıl ve niye elendiğimiz aslında. 28 yıllık bir kupa özleminden bahsediliyor. Ama kupayı kazanmanın verdiği coşkuyu ve keyfi yaşamamış 83 sonrası için bu durum ne kadar geçerlidir derseniz, çok da yaralayıcı olduğunu söyleyemem. Benim için durum böyle çünkü. Kupadan elendik diye değil de daha çok oynanan futbolun ve mücadelenin ne kadar yetersiz ve içler acısı olduğuna üzülüyor insan.

Son on yılda 5 kere final oynadık zaten. Yine bu yıl bize final garantisi verselerdi kupayı kazanma adına bir rahatlık içine giremeyecektik büyük ihtimalle. En iyi olduğumuz dönemlerde bile final maçlarının üstesinden gelememişken, hali hazırda oynanmakta olan futbolla bu yıl bunu başarmak ütopyadan öteye gitmeyecekti.

Medya Fenerbahçe’nin Türkiye Kupasından elenmesini malzeme yaparken, bunu ya 2. Pendik faciası olarak nitelendiriyor ya da teknik direktör üzerinden başarısızlığın şiddetini körüklüyor. Oyuncular ve başta Aykut Kocaman sene başından beri fizik güç yetersizliği ve antrenman programlarıyla eleştirildiler. Fizik kondisyonu düşük olan oyuncular genelde mücadele ederler ama 90. dakikayı tamamlayamazlar. Fenerbahçeli oyuncular ise çok karmaşık bir durumdalar. Yürüyorlar, koşuyorlar, tempolu koşuyorlar, yürüyorlar sonra duruyorlar. Sonra tam koşacakken devre bitiyor. İçlerinden biri her beş dakika da bir koşsak mı koşmasak mı diye yazı tura atıyor sanki.

Bir taraftar olarak tabi ki çok kızgınım. Ama Aragones, Daum ve Aykut Kocaman’lı Fenerbahçe’de çok az oyuncu değiştiğini göz önüne alırsak; var olanların ve yeni gelenlerin aynı andıça yemin etmişcesine koşmadıklarını ve mücadele etmediklerini görüyoruz. Bunu değiştiremeyen otoriteler gerek yönetim gerekse başkanlık makamı da zaten yıllardır boku çıkarılırcasına eleştiriliyor. 3. lig takımına elenmişsin. Rakip, sahaya oynamaya hazır çıkarken sen üşümemek için montla çıkıyorsun. Buzlanma var diye parmak uçlarınla koşup, düşmemek için mücadeleden kaçıyorsun. Ayağının önünden geçen top sana nanik yaparken öküzün trene baktığı gibi topa bakıyorsun. Ayıp size, hepinize…  Ben şimdi ne yazayım…

R.Madrid Suçsuz! Herşeyi Barcelona Yaptı

“Biz en büyüğüz!” ile “Bir zamanlar bizde en büyüktük!” diyenlerin mücadelesinde çok büyük şeyler oldu. Daha 10. dakikada Khedira kale sahası önünde yumurtlayınca faturayı Xavi kesti. Casillas’ın büyük hatasını Pedro affetmedi. Messi kendisine iki beden büyük formasıyla büyük futbol oynadı. David Villa’nın attığı gollerdeki pasları bana nerdeyse televizyon kapattırıyordu. 4-0 rölantisinde devam eden mükemmel futbol, 65. dakikada başlayan 7 dakikalık pas şöleniyle taraftarı da coşturdu. Bu süre içerisinde Messi değişik varyasyonlar bile denedi düşünün artık.

Madrid’li oyuncular maçın havasına girmekten ve hırslanmaktan öte sinir küpüne dönmüş gibiydiler. 30. dakikada Guardiola’nın küçük top oyunu, C.Ronaldo’nun sert tepkisiyle cevap buldu. Ortalık birbirine girerken 2-0′ın gerginliği Real’li oyuncuların yüzlerinden okunuyordu. Barca’lılar teknik direktörlerine toz kondurmamak için olanca güçlerini ortaya koymaya hazır gibiydi.

“Xaviesta” kardeşler uzun bacak Busquets’i de yanlarına alarak orta sahanın tüm hakimiyetini ele geçirdiler. İkinci yarı Diarra değişikliği bırakın Madrid’in orta sahada top kullanmasını, top tutmasına bile çare olamadı. Kazanılan her top biraz da futbol şansıyla hep Barcelona’lı oyunculara pas oldu. Yıllardır Barcelona Barcelona deriz ama onlar bile bugün geçmişi silip yeni bir Barcelona yazdılar akıllara… Çok kötü bir Real Madrid olsa da karşılarında o kötünün şaheseri bile kendileriydi aslında.

Lionel Messi haricinde, Xavi Messi, İniesta Messi, Puyol Messi, Pedro Messi ne kadar oyuncu varsa hepsi birer Messi’ydi sanki… Günümüz futbolu daha bir tanesine çare üretememişken, Real Madrid on tanesine karşı nasıl önlem alabilir değil mi? =)

“Hey, yeter artık dünyaya dönün… Mey dey! Mey dey! Dünyadan Barcelona’ya… Yakın zaman içerisinde futbol kulüpleri birleşip Barcelona’ya bir kınama yazısı gönderirlerse şaşırmamak lazım… Rakiplerin suçu yok çünkü. Herşeyi Barcelona yapıyor…”

Arbeloa’nın oyuna girme amacı da burada gizliydi sanki. Başta Messi olmak üzere karşısına geçeni değil (set bile olamadı düşünün yani) yanından geçeni tekmeyle al aşağı yaptı durdu. Aklımda kalan son sahneler yüreğinde kopan isyanları haykırışlara değil ama hareketlere döken Ramos’un, Messi’nin aşil tendonuna sertlik testi yapması, milli takım arkadaşları Puyol ve Xavi’yi tokatlamasıydı… C.Ronaldo’nun yoğun sinirden ve ezilmişlikten dudaklarını yemeye başlaması da başka bir hüzün anıydı.

Barcelona Barcelona değildi(?). Hele oyuncuları insan değildi(?). Madrid’in takım savunmasını Bernabeu’da ki maça kadar mutlaka öğrenmesi gerekiyor. Barcelona bugün vicdanlı olmayıp rakibe olan saygısını bir kenara bıraksaydı eğer, İspanyol gazetesinin dediği gibi 8 atmaması için hiçbir sebep olmayacaktı… Madrid için bir üzüldüysem Mourinho için bin üzüldüm… Kulübün değil ama O’nun en kara gecesi oldu bu gece…

İsmail TÜRKEL – 30/11/2010

Büyükşehir İhalesi Fenerbahçe’de Kaldı

Sonunda oldu. Uzun yıllar sonra Belediye’yi evinde mağlup ettik. Keşke her maç Gökhan Gönül, Mehmet Topuz, Gökay ve Cristian rakibi kovalamaktan vazgeçmese. Bugün gördük ki birçok pozisyonda mücadeleden kopmamak ve topu takip etmek hem rakibe hata yaptırıyor hem de bizi golle burun buruna getiriyor. Fenerbahçe’nin yapmaya alışık olmadığı şeylerdi bunlar.

İbrahim Akın’ın etkili şutlarıyla maça başlayan B.Belediye oyunun devamında takım olarak bir üstünlük kuramadı. Fenerbahçe’de ise top kayıplarıyla başlayan Mehmet Topuz, sağ kanadın tüm hücum yükünü Gökhan Gönül’e bırakmış gibi görünüyordu. Gökhan da gerek kanat bindirmeleri gerekse içe katedişleriyle Alex oyundan çıkana kadar yine harika bir oyun sergilemiş oldu.

Emre’nin de yokluğunda Alex bugün neden oyundan çıktı gerçekten çok şaşırdım ve Alex’siz dakikaları izledikçe de haliyle biraz gerildim. Mehmet Topuz Alex’in bölgesinde oyun kurucu gibi oynarken Niang’ı biraz daha çizgiye yakın izledik. Gökhan Gönül’de önünde Mehmet Topuz olmadığı için ve belki de Aykut Hoca’dan gelen talimatla bölgesinden pek ayrılmadı. Pas yüzdesi iyi olsa da son topu kullanacak oyuncumuz yoktu açıkçası. Gökay mı, Selçuk mu, Cristian mı, Mehmet Topuz mu atacaktı araya topları… Alex yoruldu mu derseniz, çıkmadan bir iki dakika önce takımı kontraya çıkarıyordu. Her ne olursa olsun maçın görünen yüzü ve gidişatı da Alex için “Keşke Çıkmasaydı!” dedirtti yani.

Cristian Fenerbahçe’ye geldiğinden beri belki de en iyi oyununu çıkardı bugün. Bucaspor maçında Alex’e yaptığı asistten sonra bugün de rakip kale önünde yaptığı baskı ve kaptığı top Alex’in golünde büyük rol oynadı. Elinden geldiğince de sürekli basan Belediye orta sahası karşısında topu dikine kullanmaya çalıştı.

Niang golden sonra sakatlığını öne sürerek değiştirin uyarısı yapınca herhalde ilk yarının bitmesini bekliyorlar diye düşündüm. Adam 90 dakikayı bitirdi maşallah. Maçın skorundan arakladığı 3 golü düşündükçe bugün iyi şeyler söyleyesimde gelmiyor zaten.

Biraz hakeme değinmek gerekirse, Gökhan Gönül’e yapılan arkadan müdehale belki kırmızıyı değil ama en azından bir faulü gerektiriyordu. Ayrıca Alex’in ceza sahası içinde bir paçavra misali oradan oraya çekiştirilmesi de nasıl oluyor da hakemin gözünden kaçıyor ilginç. Dia’nın penaltısını süzmek inanın daha zor. Penaltı kararıyla birlikte eyvah dedim. Ya değilse… Halbuki televizyondan daha net seçilir birçok pozisyon. İnşallah hakem gözlemcisi bol keseden değerlendirme yapmaz. Belediyeli oyuncu bile gereksiz yere atıldı.

Koşan, mücadele eden görüntüsüyle sezon arasına üç maç kala iyi bir hava yakalamış oldu Fenerbahçe. Karabük, Ankaragücü ve Sivas maçlarıyla seriyi devam ettirmek çok önemli. Sakatlar da iyileşince ve en önemlisi Emre takıma tekrar dönünce ikinci 17 hafta Fenerbahçe’nin geleceği için daha belirleyici olacaktır.

İsmail TÜRKEL – 27/11/2010

Bayanlar Eurolig’e Fenerbahçe Damgası

Fenerbahçe Bayan Basketbol takımımız Eurolig’de ağırlığını iyice hissettirmeye başladı. Öyle ki dün akşam deplasmanda Ekaterinburg’u da 73-67 yenerek grupta namağlup tek takım ünvanına sahip oldu.

Bücür yıldızımız Birsel ve sayı kraliçemiz Taurasi ile oyun kurma ve skor üretme anlamında pek bir sıkıntı yaşanmadı. Nevriye’nin 2. çeyreğin hemen başında erken faul problemine yakalanması, ikinci yarının büyük bir bölümünde pota altı savunmasında sıkıntı yaşamadık değil. Ama kritik anlarda boyalı bölgeden kullandığı her atışı da sayıya çevirmesini bildi Nevriye.

İlk yarının son saniyelerinde orta sahaya yakın bir bölgeden Taurasi’nin üçlüğü hepimizi ayağa kaldırdı. Aynı şekilde üçüncü çeyreğin sonlarına doğru Birsel’in hücum süresi dolarken yolladığı zor üçlük de girince hem bizim hem de takımın neşesi yerine gelmiş oldu.

İkinci çeyrekte sayı üretmede yaşadığımız sıkıntı savunmada da baş gösterince skor bir ara 31-31′e kadar gelmişti. Bir anlık moral kaybına uğrasaydı takım maçı kazanabilir miydik bilemiyorum. Horakova çok etkisizdi ve berbat bir oyun çıkardı. Son çeyrekte Birsel’in yerine oynadığı dakikalarda o kadar ciddiyetsiz bir oyun ortaya koydu ki en az 4 atağın boş döndüğünü söyleyebilirim. Top ya dışarı çıktı ya da rakibe pas oldu. Bu stresli anlarda sahneye çıkan Penny Taylor ise hepimizin içine su serpti. Birsel sonlara doğru aldığı süre boyunca ise inanılmaz şeyler yaptı. Taurasi’nin de ikinci yarı Pondexter’ı sadece 2 sayıda tuttuğu savunması izlenmeye değerdi.

Bayan basketbolda yaşadığımız bu önemli zafer final-four yolunda hem takımımız için özgüven hem de rakiplerimize karşı güçlü bir imaj kazandıracaktır. Bu takım, bu kadrosuyla finali değil kupayı hakediyor gibi görünüyor.

İsmail TÜRKEL – 25/11/2010

El Classico’nun Heyecanı Bu Sene Bambaşka

“Nou Camp beni asla affetmeyecek. Çünkü Santiago Bernabeu Stadı’nda Şampiyonlar Ligi’ni kazanma olasılıklarını ellerinden aldım. Beni, olumsuz bir şekilde karşılayacaklar.” Böyle diyordu Jose Mourinho. Real Madrid’in başında ilk kez Barcelona derbisine çıkacak olan idol teknik adam kendisini neyin nasıl beklediğini çok iyi biliyor.

Madrid, hafta sonu kendi sahasında Bilbao’ya 5 gol attıktan sonra deplasmanda Ajax’ı da 4 golle geçerek ortalamaları zorlamaya devam etti. Biz alışık değildik halbu ki Mourinho’nun takımlarından böyle gollü maçlar izlemeye. Görüyoruz ki zoraki bir aşk gibi başlayan serüven hem Mourinho hem de Real Madrid için bulunmaz bir nimet gibi…

Ronaldo’nun “Barça’nın 8 golü umrumda değil! Bakalım Pazartesi günü bize karşı 8 gol atabilecekler mi?” sözüne Barcelona’ya yakın bir gazete şu cevabı veriyordu: “Valdes, Pique, Puyol, Xavi, İniesta, Busquets, Pedro, Messi… Madrid’e gol atmak için işte 8 neden!”

Her iki tarafta Barcelona’nın Almeira’yı deplasmanda 8-0 yenmesine nazire yapıp dururken futbolseverler de hem maç öncesi gelişmeleri soluksuz takip ediyorlar hem de Pazartesi gününü iple çekiyorlar.

Barcelona – Mourinho, Barcelona – Real Madrid ve Messi – C.Ronaldo rekabetinin sonucunu bu sene daha bir başka merak ediyoruz. La Liga’da 12. hafta sonunda C.Ronaldo 14, Messi ise 13 golle gol krallığının en büyük iki adayı durumundalar. Aynı zamanda bu iki ismin maçlarda ortaya koyduğu mükemmel performans, El Classico’nun sonucuna dair en ufak bir fikir bile vermiyor.

Real Madrid’in hücum hattı Di Maria, Higuain ve Mesut Özil gibi isimlerle Barcelona’dan aşağı kalır bir yanının olmadığını gösteriyor. Orta sahada ise Xavi, İniesta, Busquets kadar uyumlu olduklarını söyleyemesekte Xabi Alonso ile Khedira oyunu tutma anlamında yokları oynamazlar.

Ne Boca – River ne de Celtic – Rangers derbileri bu maçın yerini tutabilir bence. Telaffuz edildiğinde bile insanın tüylerini diken diken eden El Classico heyecanı inşallah son yıllardaki gibi bol gollü ve heyecanlı geçer. Dilerim ki hakem son düdüğü çaldığında Mourinho zafer turu atar. Dilerim ki C.Ronaldo önderliğinde tüm futbolcular Nou Camp’ta bir devin geciken uyanışının baş aktörleri olurlar…

İsmail TÜRKEL – 25/11/2010

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.